Yokum!

Kekrek
Mayıs 11, 2018
Alegorik retoriğin diskuru
Aralık 7, 2018

“Kimdir bizi men eyleyecek bağ-ı cinandan,
Mevrus-i pederdir gireriz hane bizimdir.”

Ahkam kesecek değilim, ben dahi lügat yardımıyla yol buluyorum ve şöyle efeleniyor Nabi merhum:
“Cennet babamdan miras, girmeye kim mâni olacak?”
Doğrudur el hak! Cennet Adem Aleyhisselam babamızdan miras…
Ve fakat…
İş bu yazı, “ve fakat”tan öncesinin müjdesi ve letafeti için değil, aksine sonrası için kaleme alınmıştır.
Biz ki her seferinde “ilk” defa olan bir şeyin karşısında tereddüt eder, bocalar, endişelenir ve hatta korkarız belli etmesek de…
İlk insan olmak…
Ve ruh üflendiğinde gözünü açıp gördükleriyle karşılaşmak nasıl bir ağır imtihandır ve nasıl bir halet-i ruhiye içine hapseder insanı?
Yalnız o mu?
Zamansızlık ve mekansızlık içinde sunulan cennet ve cennette ne varsa muhatap olmak sonra da masumane bir hata ile dünya zindanına sürülmek…
Dünyada yalnız olmak, eşini aramak ve bugün bizim on binlerce yıl sonra sorduğumuz soruları, ilk baştan sormak, “Kimim, neyim, neden geldim dünyaya, neden yaratıldım…”
Elbette Adem Aleyhisselam hem ilk insan ve hem ilk peygamber ve dolayısıyla Rabbimiz onu belki bu soruların ötesinde cevaplar ve ihsanlarla kuşatmıştı.
Ama yine de ilk olmak… Bir baba olarak kıyamete kadar milyarlarca evladın akıbetini düşünmek…
Düşünerek, hayal ederek kapısına bile varamayacağımız bir alemin haşyeti içinde kelimelere hassasiyet göstermekten çok uzağım.
O Adem Aleyhisselam babamız ki, kalbini Kabil yaralamış, ciğerini Habil yakmış…
Şimdi sen, ben, birileri nasıl bir hatasızlık iddiasında bulunup da göğsünü şişirir ve bundan ar etmez…
Etmeyiz!
Nasıl ki cennet babamızdan miras ise, sürülmek, ceza, imtihan, bağışlanma, evlat, eş ve hayatın bütün gam-ı gussası aynı şekilde mirastır ki, reddetmek muhaldir.
Babamız Adem Aleyhisselam, nesebinden alemlerin Serveri Habibullah Efendimizle ferahlanır ve gönlünün bütün yaralarına merhem bulur cennetinde beklerken…
Ve Kabil’in peşinden giden Nemrutlar, Firavunlar bir ince sızıdır yüreğinde muhakkak.
Ah bizim ne çok dertlerimiz var öte yandan…
Ödenecek faturalar, alınacak eşyalar, çıkılacak seyahatler, hastalıklar, kazanılacak maçlar, seçim sonuçları, imar işleri, dünyayı kurtarmak filan…
Kıyamet kopacak halbuki…
Can teslim edilecek.
“Çok acı azap” ile “sonsuz huzur” arasında bir tercih yapın demiş Yaradan Allah!
Ve ömür, “Şol yel esip geçmiş gibi…” kısacık bir rüya…
Hani gitmeden, can teslim etmeden, her şeyi anlayıp ve her şeyi yoluna koyup öyle gideriz diye ertelediğimiz ve mutlak yarım kalacak olan şey var ya…
O şey…
Belki de artık yok…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir